Atlantik duvarı ve U-Boat sığınaklarını inceleyen Türk heyeti, yine özel izin ile en sıkı şekilde korunan ve en gizli silah üretim istatistiklerini görmüştür. U-boat sığnadı ve Atlantik duvarı gibi bir çok belgesel, youtube’da Türkçe olarak mevcut.

1924’te Almanya, Ankara’da büyükelçilik açtı. Ardından yetişmiş eleman sıkıntısı çeken ülkemizde; bir çok Alman uzman gerekli eğitimleri yapmaya ve görev almaya başladı. Bu sektörler arasında; dışişleri, ziraat, sağlık bakanlıkları ve devlet abrikaları, meteoroloji, ormancılık, ekonomi, tekstil, sanayi, posta-telgraf, devlet inşaatları, demiryolları gibi alanlar vardır.

Bir çok Türk subay ve öğrencide yapılan anlaşmalarla Almanya’ya gidip, burada eğitim görmüştür. 1924’ten, Büyük Buhran’a kadar(1929 ve 1930’lar), Türkiye’de 14 şirket, Alman sermayesi ile kuruldu. Pamuk üretiminin yoğun olduğu Çukurova bölgesinde Alman sanayisi başarılı oldu. Bu başarıda, 1982’de Ankara’da açılan Ziraat okulu’nda görevli alman uzmanlarında büyük katkısı vardır.

325 kilometrelik Kayseri-Ulukışla ve krom madeninin sevkiyatını klaylaştıracak Kütahya-Balıkesir demiryolunu yapımını Alman şirketleri üstlenmiş ve bu hatların bedeli olan 120 milyon mark, kredi olarak yine almanlar tarafından sağlanmıştır.

Bütün bu süreç sonunda; dışalım ve dışsatımın yarısı Almanlarla yapılıyordu. Pamuk, krom ve ham yünün %70’inden fazlasını Almanya’ya satıyorduk. Dolayısıyla bağımlılık arttıyordu. Bütü bunları gören İngiltere, 1938’de 16 milyon sterlin kredi sözü verdi. Buna karşılık Alman Bakan Funck, Türkiye’ye askeri ve sanayi mal alımında kullanması için 150 milyon marklık kredi önerdi. Şöyle demiştir:

Biz, ne çıkarırsanız hepsini almaya hazırız. Buna mukabil de siz sanayi eşyasına muhtaçsınız. İki memleket iktisadiyatının birbirini tamamlayan karakterinden istifade etmek istiyoruz.

NEDEN SALDIRMADI?

Haritada görebileceğiniz üzere, Türkiye’yi yarıp geçmek ve sonra Bakü’ye ulaşmak, Afrika’ya dönmek daha kolay olabilir miydi? Neden yapmadı?

Şöyle sözü var; “Alman birliklerinin Türk sınırlarından, ynalış anlaşılmaya meydan vermeyecek kadar uzak kalmalarını emrettim”.

Bazıları şunu diyebilir; yahu korkuyordu. O zaman Mareşal Fevzi Çakmak’ın şu sözünü hatırlatırım:

Türk ordusunun durumunu denetledikten sonra, şu sözleri söylemiştir; “Almanlar’ın ölüsü bile bizi yener”

Avusturya, Polonya, Çekoslavakya, Fransa, İtalya, Yunanistan gibi bir çok ülkeyi ele geçirmiş; dünya gücü olan Sovyetler, İngiltere ve Amerika’ya savaş açmıştır (hoş ezilen Fransa, İngiltere ilk olarak savaş açtıda neyse). Yani Türkiye bu durumda çıtır çerez olarak panzerlere yem edilebilirdi. Askeri olarak daha da kolay bir savaş olabilir miydi? uzmanlar karar verecek. Ancak korkmadığı kesin.